Bir varmış, bir yokmuş. Uzak denizlerin ortasında, maviyle yeşilin el ele verdiği güzel bir Dünya varmış. Dünya her sabah kuş sesleriyle uyanır, rüzgârla saçlarını tarar, yağmurla yüzünü yıkarmış. Fakat bir sabah güneş doğarken Dünya’nın yüzü kıpkırmızı olmuş. Dağlarının tepesi terlemiş, denizleri ısınmış, buzulları erimeye başlamış. Dünya güçlükle, “Çok sıcak! Galiba ateşim çıktı.” demiş.
Bu haberi duyan Doktor Penguen, küçük çantasını alıp hemen yola koyulmuş. Yanında yardımcısı Hemşire Kutup Ayısı da varmış. Doktor Penguen termometresini çıkarıp Dünya’nın sıcaklığını ölçmüş. Kaşlarını çatıp, “Ateşin gerçekten yükselmiş. Bunun sebebini bulmalıyız.” demiş. Hemşire Kutup Ayısı telaşla çantasından minicik bir yelpaze çıkarıp Dünya’yı serinletmeye çalışmış. Bir süre sonra dili dışarı sarkmış. “Bu yelpazeyle işimiz biraz uzun sürecek!” deyince Dünya bile hâline rağmen gülümsemiş.
İkisi araştırmaya başlamış. Önce Dumanlı Şehir’e gitmişler. Şehrin yöneticisi Bay Tilki, büyük bir makam koltuğunda oturuyormuş. Doktor Penguen, “Bu kadar duman gökyüzüne neden çıkıyor?” diye sormuş. Bay Tilki omuz silkip, “Fabrikalar çalışıyor, arabalar gidiyor, insanlar da rahat ediyor. Biraz dumandan ne çıkar?” demiş. O sırada pencereden içeri giren sıcak hava Bay Tilki’nin bıyıklarını terden aşağı sarkıtmış. Tilki mendilini çıkarıp alnını silmiş.
Hemşire Kutup Ayısı, “Bu dumanların içinde sera gazları var. Bunlar gökyüzünde bir battaniye gibi ısıyı tutuyor. Battaniye kışın iyidir ama Dünya’nın üstüne fazla battaniye örterseniz çok ısınır.” demiş. Bay Tilki şaşırmış. “Demek Dünya’nın ateşini biz yükseltiyoruz!” diye bağırmış. Doktor Penguen başını sallamış ve enerjiyi boşa harcamamanın, daha az fosil yakıt kullanmanın ve ağaçları korumanın önemini anlatmış. Ardından, “Dünya’yı buzdolabına koyamayacağımıza göre alışkanlıklarımızı değiştirmeliyiz.” demiş.
Bay Tilki hemen şehir meydanına çıkıp herkesi toplamış. “Gündüz lambaları söndüreceğiz, kısa yerlere yürüyerek ya da bisikletle gideceğiz, toplu taşımayı daha çok kullanacağız. Fabrikalar da daha temiz enerji kaynaklarına geçecek.” demiş. Çocuklar boş odalardaki ışıkları kapatmış, aileler gereksiz elektrik kullanımını azaltmış. Şehir halkı yeni ağaçlar dikmiş, güneş panelleri kurmuş ve rüzgâr türbinlerinden enerji üretmeye başlamış. Bay Tilki de makamına bisikletle gitmeye karar vermiş. İlk gün kuyruğu tekerleğe dolanınca herkes kahkahaya boğulmuş, ama Tilki ertesi gün daha dikkatli sürmüş.
Günler geçtikçe hava hemen eski hâline dönmemiş. Doktor Penguen, “Dünya’nın iyileşmesi sabır ister.” demiş. Ama herkes elinden geleni yaptıkça duman azalmış, ağaçlar çoğalmış ve insanlar enerjiyi daha dikkatli kullanmaya başlamış. Dünya da yavaş yavaş rahat bir nefes almış. “Ateşim düşmeye başladı. Teşekkür ederim.” demiş.

O günden sonra Bay Tilki, rahatlığın her şeyi istediği kadar tüketmek olmadığını anlamış. Şehir halkı da küçük davranışların büyük sonuçlar doğurabileceğini öğrenmiş. Çünkü Dünya’nın evi yalnızca insanlara değil; penguenlere, ayılara, kuşlara, balıklara ve gelecekte yaşayacak çocuklara da aitmiş. Masalın sonunda herkes şu sözü aklında tutmuş: Dünya bize emanet edilen büyük bir yuvadır; onu koruyan, aslında kendi geleceğini korur.





